|
| İki sene önceydi, lisede son sınıftaydım. Okul yurdundaki o lise hatırası dolu küçük ve samimi odada, kitaplarımı masaya yaymış çalışıyordum. Kapı çalındı ve içeriye dik omuzları, kendine güvenen tavrıyla Sevil Hocam girdi. Nöbetçi olduğu gecelerde iki kez yoklama almak için yatakhaneyi dolaşır, bizim odaya geldiğinde muhabbete takılır, biraz oturur, işine öyle devam ederdi. Haftasonu olduğundan, o akşam arkadaşlarım evci iznindeydi, hocamla karşılıklı oturup sohbete başladık |
|
Ordan burdan derken konu önce üniversite sınavına, ordan da üniversite ortamına geldi. “Hocam,” dedim “konuşmanızdan, duruşunuzdan, tebessümünüzden bile belli, siz hayatı yalayıp yutmuşsunuz. Seneye neyin içinde olacağımı bilmiyorum, korkuyorum. Bana hayatı biraz anlatır mısınız?” Sevil Hocam biraz duraksadı, gözleri boşluğa takıldı bir süre. Esprili mizacına rağmen onun güzel yüzünü böyle düşünceli görmeye alışkındım aslında. Sonra sanki kafasını kurcalayan diğer bütün sorunlarını bu sohbetten sonraya ertelemiş gibi, dolu dolu bana bakarak söylediklerine odaklandı:
Ben tam olarak otuzumda fark ettim bir şeyleri, karakterim otuz yaşımda oturdu diyebilirim. Sen de daha çok şey öğreneceksin canım, dedi. Çok iyisiyle de tanışacaksın, çok kötüsüyle de. Ayak uyduracaksın onlara, uydur da zaten; ama benzemeye çalışma. Değiştirmesinler seni, dedi, dikkat et, sürüklemesinler. Etrafımın, alışkanlıkları benimkilerden çok farklı insanlarla dolacağını söyledi hocam. Mutluluğunsa, onları oldukları gibi kabul etmekten geçtiğini anlattı.
Dedi ki, hayatına ne kadar çok insan sokarsan başına o kadar dert alırsın, mesafeli ol. İlgini çekmeye çalışan çok insan olacak dedi, bin türlü insan, dikkatli ol. Uyanık ol dedi, seni kullanmaya çalışacaklar. Kimsenin eline, sana karşı kullanabileceği bir koz verme sakın. Sırrını anlatma, bırak içinde kalsın. Düşündüklerini her yerde söyleme, herkese söyleme.
Kimseye hoş gözükmeye çalışma, kendini mutlu hissettiğin gibi ol… Kıskananlar olacak, seni üzmeye çalışanlar olacak, ezdirme sakın kendini! Başkalarının senden çok farklı düşünebileceklerini de unutma dedi, onların gözünden de bakmaya çalış. Kavgacı olmak çözüm getirmez, farklı yollar dene, ama sineye çekme.
Dedi ki biz marketten alışveriş yapmak zannediyoruz yaşamayı. Elimizde sepetimiz, hep kendimize uygun olanı, hep en güzel olanı raftan seçip alalım istiyoruz. Oysa hayatta iyi de var, kötü de..
Hayat zor dedi, çok zor.. Ama her zaman kötü gitmiyor. Umarım sen hayatı zorluklardan değil de, güzel yanlarından öğrenirsin. Umarın sen, dedi, iyi insanlarla karşılaşırsın…
Hayat o kadar zor mu hocam? Onlara benzemeden de oynayabilir miyim bu oyunu? Mor ve Ötesi’nin söylediği gibi, hayat o kadar zor mu? Atılır mıyım oyundan? Takılır mıyım yolunda, şekli gizli taşlara? Yoksa Sezen’den mi söylemeli bu akşam?
“Ne kadar az yol almışım
Ne kadar az..
Yolun başındaymışım meğer…”
Ezgi ŞAMAKİ
Masallar
Her insan hayattan umduğunu bulamadığı zamanlarda türlü hayaller kurar. Hayattan kaçıp sığınılan her hayalse muhakkak biraz masal kokar. En gerçek hikâyenin içine bile gökyüzünden bulutlar indirebilir, dört yanını gökkuşaklarıyla donatabiliriz hayal kurarken. Hatta öyle ki, gerçeğini yaşamak bile kurduğumuz hayaller kadar mutlu edemez bazen bizi..
Düşünüyorum da, hakikaten hoş olmaz mıydı masallarda yaşamak? Bir varmış bir yokmuş diye anlatılacak kadar güzel olsaydı öykülerimiz… Develer tellal olsaydı, pireler berber. Masum balolara bal kapağından yapılmış at arabalarıyla gitseydik. O kabakları arabalara dönüştüren iyi kalpli peri anneler aynı sihirli değneklerle, icat ettiğimiz tüm kavgaları ve savaşları barış güvercinlerine, zeytin dallarına çevirselerdi. Yedi cücelerden kendimize örnek alsak, onları da aramıza alıp yediden yetmişe huzur, iyilik, geçim dolu bir düzen kursaydık…
İstisnasız hepimizin evinde bir ‘ayna ayna güzel ayna’ olsaydı mesela, durup ondan dürüstlük öğrenseydik biraz. Az gidip, uz gidip, dere tepe düz gidip sonunda kavuşsaydık aradığımıza, kırılmasaydı hiç hayallerimiz. Kalplerimizi sinsi insanlara kırdıracağımıza, bir dudağı yerde bir dudağı gökte devlerle savaşsaydık keşke…
Çikolatadan, şekerden evlerde, büyük şatolarda, saraylarda gözüm yok benim; iyi olmak, doğru olmak mutlu sona eriştirebilecekse masalın kahramanını, yeter de artar bile..
Evet, kuralların iyilerden yana olduğu masallarda yaşamak şüphesiz en büyük hayal olurdu. Barış dolu masallarda, tebessüm dolu masallarda, hoşgörü dolu masallarda yaşamak… Bunlar pek de doğaüstü şeyler gibi durmuyor, ne dersiniz?...
Ezgi ŞAMAKİ
bir tutam tecrübe
• Başkalarını korkutanın kendisi de korku içindedir. A.Claudivs
• Bir çiçeğin kokusu ne ise, bir insanın şahsiyeti de odur. C.W.Shwab
• Duvarda gedik açmak için bir taşın eksilmesi yeter. Arif Nihat Asya
• Küçük sıkıntılar farelere benzerler, hareket ettiniz mi hemen kaçarlar. J.G.White
• Yarışlar tekrarlansaydı, kazanmayan kalmazdı. A.Ade
• Öyle büyük boş laflar vardır ki içinde bir millet esirdir. S.Lec
• Öğrenmek pahalıdır ama bilmemek çok daha pahalı.. H. Clausen
• Nezaket hiçten gelir fakat her şeyi satın alır. Victor Pauchet
Bazen
Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın.
William Shakespeare