|
| Hazırlayan : Ezgi ŞAMAKİ |
|
ÇÜNKÜ BAZEN
Yer yer gecedir dünya yer yer gündüz; ikisi de aynı anda aynı kürede, ne eksik biri diğerinden, ne de fazla. Bazen mutlusundur sen de bazen hüzünlü. Bazen dingin, huzurlusundur tebessümlerinle koyun koyuna; bazen yorgun, gergin, güçsüz ve bitkin.. Çünkü gündüzü aydınlık kılan gece, geceye karanlık dedirten gündüzdür. Yolun sonundaki o ışığın kıymetini bilmene sebep olan nasıl içinden geçtiğin karanlık tünelse, sade günleri bile kıymetlendiren mucize his, seni hırpalayan o hoyrat günlerin eseridir. Çünkü açık havalar her zaman çimenlerde koşup zıplayabileceğin neşeli yakınlarının yanında açmaz…
Bazen güneş gibi parıldarsın karabulutların arasından. Seni aydınlatacak bir yıldız beklemeden dünyadan, kendi ışığında aydınlanırcasına.. Ayakların sapasağlam basarken yere, göklere kadar uzanır huzur rüzgârında püfür püfür esen saçların. Tebessümlerini yeşertmek için sebeplere ihtiyaç duymazsın bazen; hiç âşık olmamışken henüz, için içine sığmaya sığmaya Yeşilçam şarkıları söylemek gibi… Çünkü şikâyet ettiğimiz tüm zamanlara rağmen, şu dünyada sahip olduğumuz tek şeydir aslında hayat!
Bazen tükendi sanırsın ümitlerini. Şehirlere düşer yolun, tutunursun bir yerinden acımaz koparırlar. Başka dallar bulursun, bir bir kırıldıkça onlar, katmer katmer kırıldıkça için, köklerinden de olduğunu düşünürsün. Yollarını sevmeye başlarsın yavaş yavaş, tutunmak zorunda olmadığın, ait olma güdüsünü hiç sormayan sana. Şehirlerim diyemezsin artık, yollarım dersin. Gün gelir vazgeçersin yarınlara güvenmekten, geçersin yeni şehirlerin bembeyazlığına inanmaktan. Artık yeni yollar hayal edemezsin, yeni düşler olduramazsın.. Sanki gitme vakti gelip de önüne boş valizini açtığında, içine neler koyup yanında götürmek isteyeceğini bilemeyecekmişsin gibi.. Yeni yolculuklarla avutamazsın artık hayatı; çünkü bazen bir yere gitmek değil, bir yerden gitmek olur yalnızca adı…
Bilemezsin hiç, anlayamazsın bazen. Hoş, öyle anlar gelir ki hiç anlaman da gerekmez zaten.. Her gün değişir yaşadığın, dün öğrendiğini uyduramazsın bugününe. Çünkü bildiklerinle yaşamak değil, bilmediklerine yol almaktır aslında hayat…
Ezgi ŞAMAKİ
BİR TUTAM TECRÜBE
• İnsandan mezardan dönemez ama hatadan dönebilir. Soljenitsin
• Küçüktü kıyamadım, büyüktü yenemedim. Atasözü
• Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve, olmadan çürür. Necip Fazıl Kısakürek
• Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer. Alışık olmayanları ürkütür. Cenap Şahabettin
• Bildiğimizi zannetmemiz, öğrenmemizin en büyük düşmanıdır. Dr. C. Bernard
• Akan suda nasıl tortu bulunabilir…
SOYUT
Hislerim havada asılı
Okuyamam, alnımda boşluklarım yazılı
Bir kancayla tutturulmuşum gibi ensemden, bir odanın orta yerine
Ortalarında bir yerinde sallanıyorum hayatımın.
Yarınlarıma düşüyorum çocukluğumdan aşağı
Korkuyorum…
Boş kâğıtları ziyan edecek sanıyorum kelimelerim
Acizane yazıyorum naçizane ruhumu..
Ben, ben ve birkaç ben daha işte
Oturmuşuz, dertleşiyoruz doymayasıya
Ve sonuna bir nokta koymayasıya kadar…
Ezgi ŞAMAKİ
MEVLANA’DAN
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
Zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu. ..
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim ..
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni
aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra kararında acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
lezzet kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının
hayatı tadacağını öğrendim.
Mevlana