|
| En nihayet çıktı. Kıbrıslıtürklerin, alanında “dik” duruşu ile taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanan, siyaset adamı Sayın Mustafa Akıncı’nın “ilk” kitabı çıktı.
|
|
Hazırlayan : Bülent DİZDARLI
Kitap , Kıbrıs Türk tarihinde önemli bir yer bulan siyasetçinin, bu alana nasıl kaydığını ve 14 yıllık belediye başkanlığı döneminde yaşadıklarını ve yaşananları anlatıyor. Tabii ki, Sayın Akıncı’nın siyasal yaşamı bu kitapla sınırlı değil.
Nitekim, 20 Şubat günü Belediyeler Birliği’nde yapılan “kitap tanıtımında”, aktif siyasete en azından şimdilik nokta koymuş bu deneyimli liderin, ikinci kitabın hazırlığına başladığını müjdelemesi, onun o çalışmasını da bir başka heyecanla beklememize vesile oluyor.
“Belediye Başkanlığında 14 Yıl” adlı, Şubat 2010 baskı tarihli kitap, Ateş matbaasında basıldı. Editörlüğünü Hasan Kahvecioğlu, dizgisini Çınla Akıncı, düzeltilerini Zerrin Akıncı yaparken, kapak tasarımını da Selen Mesutoğlu gerçekleştirdi. En güzeli de, bu kitabın,“tüm Lefkoşalılara” adanmış olması.
Kitabı elinize aldığınızda ve tam 479 sayfa olduğunu gördüğünüzde, önce bir ürküyorsunuz. Ama okumaya başlayınca, sayın Akıncı’nın yazım dilinin de siyasi dili kadar yalın olduğunu fark edip kendinizi kaptırıyorsunuz.
Sayfaları arka arkaya devirirken, tanıtım sırasında, editör Sayın Kahvecioğlu’nun dediği gibi kitabın, belgesel, anı, tarih, kaynak ve hatta bir araştırma içerikli olduğunu hemen fark ediyorsunuz.
“1974’te yaşananlardan sadece bir yıl önce, 1973 yılı Mart ayında ,Lefkoşa’ya yerleşirken, o tarihten üç yıl sonra bu kentin Belediye Başkanı olacağımı birisi söylese, herhalde güler geçerdim.Uzun yıllarını Limasol’da geçirmiş genç bir insan olarak,Lefkoşa’nın mahallelerini bile doğru dürüst bilmiyordum” diye samimi bir itirafla başlayan sunuş kısmından sonra, kısa süren memuriyet ve 1974’te yaşadığı savaş travmasından kısaca bahsediyor. Siyasi hayata tek bir kişinin oyu ile nasıl kaydığını ise özellikle vurguluyor.
Belediye başkanı seçilmeden önceki döneme ait yaşantısından kısa kesitler veren yazarın, Limasol’da yaşadığı dönemde “kareler” isimli müzik grubunun elemanlarından biri olmaktan büyük haz duyduğunu anlıyoruz.
Bu kesitte içimizi acıtan bir de anı var ki, okurken onun sorgulamasına katılıyorsunuz. 1974 Temmuz harekatı sırasında Lefkoşa’da amatör milislere gündüz vakti yaptırılan taarruzu ve boşu boşuna verdirilen kayıpları anarken kızgınlığını gizlemiyor.
Kurucu Meclis kısmında ise sayın Rauf Denktaş’ın “tek maddelik anayasa” düşüncesinin beni etkilediği gibi, sizi de etkileyeceğini düşünüyorum, ama bunun ne anlama geldiğini burada yazmayıp, o ilginç ifadenin; kitabı alıp okumanıza ve anlamanıza vesile olmasını istiyorum.
Sayın Akıncı, Kurucu Meclis çalışmalarından sonra esas konuya; Lefkoşa Türk Belediyesi’ne giriyor. Yazar burada okuyucuya tamamen belgelere dayanan bir dökümantasyon sunuyor. Bu bölümün başında, günümüz Cumhurbaşkanı sayın Mehmet Ali Talat’ın, KÖGEF Başkanı sıfatı ile Akıncı’yı belediye başkanı olarak tebrik ettiği kısım beni çok etkiledi. Açıkçası, bu tebriği okurken 25’li yaşlarında dayanışabilen gençlerin, yıllar sonra en olgun dönemlerinde birliktelik sağlayamayıp 2004’te doğan şansın yeterli düzeyde değerlendirilememesini anlayamıyorum. Akıncı’nın bunu yapabilmek için bayağı çaba harcadığını bilen bir kişi olarak söz konusu dönemi bir sonraki kitabında anlatarak, tarihe ışık tutmasını diliyorum.
Daha sonraki bölümlerde, bir belediyenin nasıl kurumsallaştığına tanık oluyorsunuz. Önce envanter çıkarılıyor. Kanlıdere ıslah çalışmaları, kanalizasyon projeleri , ekmek yapımı gibi; bir belediyenin temel işlevlerini üstlenerek, bir yerde toplum sağlığını koruma adına ülkedeki ilk adımların nasıl atıldığı anlatılıyor. Lefkoşa İmar Planı’nın oluşumu ayrıntılı olarak aktarılıyor. Yine okurken belediyeciliğin sadece temizlik işi olmadığını, kültür ve sanata da değer verip sosyal gelişime katkıda bulunması gerektiğini anlıyorsunuz. Ve bir Lefkoşalı olarak, bu zihniyete sahip bir belediye başkanını seçtikleri için sizden önceki nesile teşekkür ediyorsunuz.
Kitabı okurken sık sık geçmişe dalıyorsunuz. Ama yaşadığımız bu ıslak günlerde (!) , bilhassa Kanlıdere ıslah çalışmalarını okurken, 30 yıl önce yapılan bu çalışmaların, sonraki dönemlerde üstüne bir şey konulmadığını ve bugün sel sularına bu yüzden yenildiğimizi düşünüp iyice dağılıyorsunuz.
Özellikle bu noktada Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun kuruluşuna yönelik çabaları ve yaşananları okurken, yıllar sonra bu tiyatroyu ayakta alkışlayan biri olarak bana bambaşka bir heyecan verdiğini vurgulamak isterim.
Restorasyon ve yıkımlar ile ilgili bölümü okurken, Derviş Paşa Konağı kısmında yüreğim coştu, Türk Bankası ile ilgili bölümde ise adeta içim “cız”etti. O binayı hatırlayan bir dönemin genci olarak yıkıldığı günlerdeki sinirim, bu kez iki damla göz yaşı olarak sayfalara düştü. Akıncı, bu konudaki direnişini, hükümetten ve yasalardan güç alamaması sonucunda, olayı önleyememesinin intikamını kitabta altını çizdiği bir satır ile alıyor:
“Öyle sanıyorum ki, Türk Bankası’nın dış cephesini korumayıp da o binayı yıktıranlar, yaptıklarından bugün pek mutlu değillerdir”
Kitabın bir başka bölümünde, araştırma yaparken Sayın Akıncı’nın Rum Belediye arşivlerindeki bir hatayı da bulup düzelttirdiğini okurken gülümsüyorum.
1908-1911 tarihlerinde Lefkoşa’nın ortak belediye başkanlığını bir Türk’ün, Bodamyalızade Mehmet Şevket Bey’in seçilerek yaptığını öğrenmek beni ayrıca hayrete düşürüyor. Bu seçimin nasıl gerçekleştiğini merak ettiğinizi tahmin ediyorum. Ben bu satırları da teğet geçip, merağınızı yenmek için ille de kitabı okumanızı öneririm.
Ayrıca, belediyeler tarihimizi incelemek isteyenler aradıklarını yine bu kitapta, Samani çiftinin tezlerinden alıntılarda ve Ümit Süleyman Onan’ın anılarında bulabilirler.
Başlıklar halinde bahsetmek gerekirse, belediyeye kaynak yaratma çalışmaları, meslek vergisi, emlak vergisi, toplu taşıma sistemi kurulması, BELÇA kuruluşu vs gibi çalışmalar ve zaman zaman hükümetin bunların oluşturulmasına karşı çıkardığı zorluklar da, bir anı ya da tarih bilgisi olarak sayfalardan yansıtılıyor.
Dönemin Ankara Belediye Başkanı Murat Karayalçın ile kurduğu seviyeli işbirliğini, sonraki siyasi yaşamında da ilke edindiğini fark ediyor, neden sürekli olarak, Türkiye ve KKTC arasında düzgün bir ilişkide ısrar ettiğini anlıyorsunuz. Zira kendisi, Sayın Karayalçın ile bu düzeyde bir ilişki kurmuş ve birlikte başarıya taşınmışlardı.
Kitabın sonlarına doğru, Dr. Fazıl Küçük’ün ölümü ve bugün anılan caddeye adının verilişi, Bülent Ecevit’in Kıbrıs ziyareti, Akıncı’nın TKP genel başkanlığına seçilişi var. Ama sonlara doğru beni en çok etkileyen “Lefkoşa’nın kalbinin restorasyonu” adlı bölümdü. Çünkü çok iyi biliyorum ki, Arabahmet bölgesinin günümüzdeki hali, bu proje sayesindedir. Olmasaydı, şu anda eski halinden de viran bir bölge olarak kalacaktı.
En sonda ise bir sürpriz var: İsmet Kök... Onu kök Lefkoşalı herkes tanır. O Lefkoşa’nın yaşayan sembolüdür. Akıncı İsmet Kök’ün, kendisinin belediye başkanlığından ayrılışını asla hazmedemediğini ve sonraki başkanları kabullenemediğini yazıyor.
SON SÖZ olarak izninizle sayın AKINCI’ya sesleneyim: Evet, ben de kabullenemiyorum bunu Sayın Başkan. Belki hepimiz, belki bir kısmımız, ama en azından ben, artık birer İsmet’iz!.. Yokluğunuzu arıyorum, size yeteri kadar sahip çıkamadığımız için hayıflanıyorum. İkinci kitabınızı beklerken de, sizi bir kez daha saygı ile selamlıyorum.
BU ÜLKEDE İYİ Kİ SANATÇILAR VAR!
Asla tarafsız kalamazsınız. Tarafsız kalmaya çaba gösterseniz de haklıların haklılığı sizi kendine çeker. İç dünyanızda kendi kendinizi yemeye başlarsınız. Olup bitene ve yaşananlara karşı isyan eder noktaya geldiğinizde, artık tarafsız kalmak için ürettiğiniz mazaretlerin geçersiz olduğunu fark eder, tarafınızı seçersiniz.
Bazen seçtiğiniz tarafta değil de karşıda da yer alırsınız. Koşullar öyle getirmiştir. İşte o zaman yandınız. En büyük düşmanınız kendinizsinizdir.
Bu satırları Lefkoşa Türk Belediyesi Tiyatrosu’nun sahnelediği ,“Ölü Kentin Nabzı” adlı Orhan Asena’nın yazıp Yaşar Ersoy’un yönettiği oyunu seyrettikten hemen sonra yazdım. Ve diyorum ki:
“İyi ki bu ülkede sanatçılar var.”
Yaşarken “es” geçtiğimiz pek çok olguya dokunulup, ilginç mesajlar veriliyor oyun boyunca... Siz bakmayın bu oyunun Şili’yi konu alıp, Türkiye’deki darbelere atıfta bulunduğuna. Oyunu seyrederken bizim gerçeklerimiz de yer yer yüzünüze çarpıyor.
Ben bir tiyatro eleştirmeni değilim. Ama sade bir vatandaş olarak çok etkilendiğimi belirtip, bu oyunu tavsiye ediyorum ve sanatçılarımıza teşekkür ediyorum.
ANLAYAMADIKLARIM
Bir süredir Yenidüzen gazetesinde çıkan vergi listelerine bakıyorum da, ben deniz, şahıslar arasındaki genel klasmanda 47. ,hekimler arasında ise 2. sırayı iştigal ediyorum. Bu durumu anlamakta çok zorlanıyorum. Ben acaba sandığımdam çok mu kazanıyorum, yoksa ciddi anlamda bazılarının dediği gibi “keriz” miyim? Sevaptır. Biri bana anlatsın. Yoksa bunalıma gireceğim.